0c

Kasım 11, 2009

fransızlar tu derdi biz tüh

kendini tuta tuta sevgilim biraz tutkalsın
sana tuttum kalmadın seni kaldım tutmadın
nasıl olduysa artık tepemi attım bugün
tuttun bir anda şekere kattın tutuldum.
imdi bir şey öyleyeceğim korkma
en günümü sende unuttum.

bak sonunda tutarsız bir at geliyor Truva'dan
devler arsız beni tutuklamak istiyor
tuğlağlıyorum bağırlaşıyorum durmadan
türlü bir yol da geçmek bilmiyor.
işte o tam yol geçmediği tam zaman
en bubisinden bir tuzak kuruyor akş
bir de tutukluk yaptı mı şaşkın
hayret bedenin yoldaşkalıyor


başının uç bir yerlerine inatla ben
bu tufanları bir de ellerimle biriktiriyorum
yazı diyorum ikide bir tura
sanki bir şarkının tadını unuttun da
iki de bir de aynı
plaklar plaklar plaklar
ve baharın turuncusu şehri üzmeye görsün
ağaçtan bile düşebiliyor tutunamayanlar

ve gece bütün şehre yağar sen yağmur uyursun
o zaman bir yaprağı tehlikeli oyunlar
O ne kadar da sıfıra benzer zaman
en çok da o zaman
fire verir anlama-ada-dıklarım
sonra tutku karnın acıktı
annene zaten küstün
ve tül şehir sana küstü
bir kediler bile rasyonalize olmak istemiyorlar
hadi gülümse yoksa tersten essin nülüg
1c

Kasım 07, 2009

Hayatta... hayatla başlayan cümleler kurmamı sevmezdiniz. ama lütfen bir şey getirin bana ki hayatla ilgisi olmasın. o da olmadı hayat bilgisi dersini hatırlayın. hayat bir sözcük, yaşamsa başka bir sözcük. ya varoluş? o çok iyi bir okçu... tanrıysa aniden bir sanrı. bu başladığımsa bir cümle. yani değişen bir şey yok, her şey yer değiştiriyor sadece. değişmeyen bir şey yok, hiçbir şey aynı kalmıyor sadece. çok mu düşünüyorum? evet... ama düşünmeyi seviyorum. düşünme fiilinin içinde düş olduğu için türkçeye imreniyorum. hem ben düşünmeyince düşüncesizce davranabiliyorum. ayrıca bilin, sizden bahsetmemek için hep kendimden bahsediyorum. çünkü hayata dair konuşmaktan ben de sıkıldım. susmalı mıyım? susmayı becerebilecek miyim? susarsam ben de fark edilecek miyim? fark edilecek kadar güzel miyim? peki ya fark edilmeden yaşayabilecek miyim? her şey vazgeçişi çağırıyor, Güzel'le aram bazen çok bozuluyor, bazense canım bir otist olmak istiyor. istemeyi istememek istiyorum. frustration often comes from wanting to be noticed diye bir şey duydum geçen. cennet kuşu erkeğinin ne hallere girdiği geliyor sonra aklıma, Güzel'le aram yine çok bozuluyor. Biz insan türüyle bir bağ kurmuyorum yanlış anlaşılmasın bu satırların aralarında in ve cin top oynuyor ve ben burada sadece anı anlıyor, ağumu ağlıyorum. ben sanırım kendimi sürekli boş işlerle ağutuyorum. anlayınca da ağlayınca da rahatlıyorum ancak. zaten ne oluyorsa, ya insan yeteri kadar anlamadığında ya da yeteri kadar ağlamadığında oluyor. Cioran'ı anlıyorum: bilgilendikçe değil anladıkça sakinleşiyorsun. Anlayacak şeylerin sonu gelmiyor ve matematik hala sonsuza bir çözüm getirmiyor.
2c

Ekim 26, 2009

yasımı yarına bırakmak istemiyorum artık. ağlayamamışım yeteri kadar, anlayamamışım. gururumu yerle bir etmek de nafile, kimse kendini göremedikten sonra. böyle bir yazı yazmayı düşünmüyordum, böyle bir yazı derken aslında ne yazacağımı bile bilmiyorum ama hissedebiliyorum.
buraya bir son vermek istiyorum. çürümek kaçınılmazmış... anlaşılan yeşermek de öyle. öyle veya böyle çiçeklerim solmasın hemen, sulasın biri onları, yapraklarıma eğilip güzel şeyler fısıldasın, dallarıma inansın, sözlerime taşınsın, toprağımı tanısın, güneşimi tanısın, varsa dikenimi, yoksa koparsın sararmış bedenimi. çok mu şey istiyorum? bence istemiyorum.

yasımı tutmadan iyileşmeye kalkmakmış benimkisi, bu gece rüyalarımın köşeye sıkıştırmasından anladım. bu gece dedim, şimdi aradan bir gün geçti. şimdi bir gün daha. günler geçti artık biraz geçti yaz geçti yazı geçti, olan biten her şey geçti. anlasana işte yaşamak bir zamanlama sanatıymış. trenler gelir, trenler gider, ya nokta nokta olur önünden geçer, bakarsın beklersin, ya da sen nokta nokta karışırsın hayata. sana diyorum anla sana, eğer yaşamak zamanlama sanatıysa, kararsızlık da yaşayamama sanatıymış işte. hem doğru tren gelene kadar bir bakmışsın hayatın geçmiş, için geçmiş. iç içten geçmiş... o seyredegeldiğin raylar aslında içindeki faylar imiş...

ve aşkı kelimelere dökmek ne saçma şey. aşkı herhangi bir şeye dökmek ne sapan şey. takıntı insanı da değilim akıntıya bırakırım hep. demek ben kendimi sanmadığım bir şey oluyorum zamanla. saklıyorum zamanı samanlaşıyor elimde. zamanla ölüyorum nokta nokta anlayanım yok. olsun. ölsün.
uzun uzun da yazasım var kahretsin. uzuv uzuv anlatasım. ama kalbim hızlı hızlı atıyor, hezeyanlanıyorum.

aşka inanmıyorum ama bir boşluk var... içimde.

1c

Ekim 23, 2009

ben temiz kalpliymişim, öyle öylüyorlar. kalbim doğduğumda mı temizmiş, yoksa annem sonradan kuru temizlemeye mi vermiş bilmiyorum, ama bu zaten önemsiz. artık kalbim pislendi. onu göğsümden söküp temizlemeye kalksam... saçma olur, ölürüm. mejazzlarla konuşursak, bluesumu üstümden çıkarıp kalbimi elime alsam diyorum. gözlerim kamaşır mıydı acaba, yoksa sadece bir ayva yemiş gibi mi dişlerim kanaşırdı bilemiyorum. kalbimi ıslatmadan temizleyene kampanyalarla hediyeler vermek istiyorum ben. bu yüzdendir ki kampanyaları kendime düzüp, kendimi bir güzel pisletip -kalbimi de- sonra yeniden yeniden yık-a-mak istiyorum. yeniye olan aşkım yeniden geliyor benim. iyi oluyor iyi.

bazen de unutuyorum bir şeyleri. o zaman anlıyorum ki hayatta her şey ama her şey bazen oluyor. ünlü uyumuna uysaydık o zaman da her şey bazan olurdu ama bu da önemsiz. önem sırasına dizersek en önemlisi ne olurdu bilmiyorum. ikisini de demekten bıkmıştım bana anneni mi seviyorsun en çok babanı mı diye sorduklarında. sıraya dizemiyorum ben, sıraya geçmeyi de sevmiyorum, ne dize getirmek ne dize gelmek istiyorum. bizbizeyiz şurda. birden ikiye değil, birdenbire atlamak lazım geliyor. orhancığım veliciğim kanıksamıştı di mi, her şey birdenbire oldu deyü. ben inanmıştım ona. belki hala daha inanıyorum. çünkü kandırılmışım. hemen hemen her şeye inanmışım. bir şeye hemen inanmanın lüksünü yaşıyorum. yaşıyoruz. bir de lüks vergisi almasalar ne iyi olacaktı...
1c

Ekim 19, 2009

açmaz ya çiçekleri kim örter bilmem. ben böyle boş şeylere hiç gelemem. boş şeyler bana gelirler, doldur boşalt yaparız ruhumun ceza safhasına. oysa asıl istediğim bir sigara içmekti bu akşam birinci tekil şahısla. lakin izin vermiyor şiirayetim. ucuzlaşıyorum muntazaman. munta zamanlaşıyor mütemadiyen. ve diyen gidiyor harfe harfiyen.
ucuzlaşıyorum ya ben böyle arada bir, arada bir seni bir arada görmek istediğimden. çünkü ben ucuzlaşırsam piyasa değeri yükselir büyük harfli başka'nın. hem vücudum çelinmiyor değil, kelepirden veriyorum kendimi küçük cümlelere. menzilime girince sizler unutuyorum kendime. zillerim çalıyor oynuyorsunuz. çillerim azalıyor soynuyorsunuz. halbuki hepinizi çıplak görmek istiyorum ben. diriyi diriltmekle tanınmak istiyorum. ben hep bir şeyler istiyorum. ben ne kadar ben hep ne kadar hep diyorum. bir elimde yazı bir elimde kışı biriktiyorum. kazı elime alıp ayağını koparasım geliyor, sizi sellerimle boğmak istiyorum. ve ölümden ne anlamak gerek bilmiyorum. bence bir şey anlamamalı. bence bazen, yani ara sıra yani diyorum ki zaman zaman, zamansız dursun işte zaman. o zaman açılıyor damarlarımda uçurumlar. ve biliyor musunuz en büyük korkumdu anlaşılmamak ama yendim ama bendim. bendimi çiğneyip kuşlara verdim.
ne de olsa anlam, kılı kırk yaran bir mecra.
0c

Ekim 15, 2009

eteklerin cümbüş cümbüş sarardı boyunları
bir gören pişman bir görmeyen, bir gören bir görmeyen
sırayla girmişler saraya aldanıyorlar duvarların beyazlığına
olsun. adanoluyor çocuğum ben üstüme alırım gerçekleri
gerçeği kuşanmaya yetmez belki omuzlarım yalanları
kalanlarsa negzel diyorlar üstüme iyelik saflık
bulaşık mıyım neyim de ben anlamıyorum bazen
bazen de çok bazenliyorum günüme değip geçenleri
neyseleri enseliyorum da
cümbüş cümbüş eteklerin sarardı boyunları.
0c

Ekim 14, 2009

bugün karnım açıktı. kıvırmalı kaşarlıydı pide yedim. çuval çuval incirim vardı. üç üç kuruşluk çiğerim bi de yaban yaban ellerim. bak adımlarımız adım adım silikleşiyor bakma. sen de ben bir yerlere gidiyorum. ben hep bir yerlere gidiyorum. gelmek üzere gidiyorum gitmek üzere geliyorum. bazen. bazen de gel gitlerin üzerine üzerine gidiyorum. ama ben hiç ali okumadım biliyor muyum. iyi ki okumadım. çünkü mağaradaki yanlarım ağrıyor o zaman. ve bir gözüm topta bir gözüm alide yalanlar söylüyorum.
hem her prenses bir dramadır yakından bakınca. yağmur yağıyorum topraklarına bunu bil. üstelik yorganını didikliyorum durmadan ve ecele işiyorum şeytan karışıyor. bilemedim yazdığı gibi mi konuşmalı insan kendime yazacağım artık mektupları. dünün birinde çıktı karşıma yalnızlık ve kaçacak yer yok hepimiz halkıyız.


3c
surların ardında suspus duruyordum. sonra, aslında gerçeğe aşıktır insanlar dedi ve bu sanırım benim duyduğum en doğru şeydi. bu yüzden aşk imkansızdı, bu yüzden mutlu aşk yoktu. anlayasınız diye daha renkli hallere sokmak isterdim cümlelerimi yanlış anlaşılmasın ama ben şeyleri doğrudan söyleme taraftarıyım. yok öyle taraflı olmaz ben daha çok araftarım sanki. kelime oyunlarını seviyorum, kelimeleri lime lime etmeye bayılıyorum, sözcüklere cücük muamelesi yapıyorum. cücük de soğanın kalbiymiş ilk defa hatırlıyorum. cümlelerin elele vermesi bir birlik havası vermiyor evlere şenlikler çağırılıyor o zamanlar. ve ben bazen kendimden korktuğundan oluyor hepsi. zaten ne oluyorsa ben kendimden bazen korktuğumdan oluyor. hem ne ölüm ne yarın beni deli olabilme ihtimalim deli ediyor. deli eden, kendimin. bir de ben bazen her şeyi bildiğimi zannediyorum. ama her şeyi bilmediğimi bilecek kadar da akıllı olduğumla övünüyorum. övünülecek şeylerimle övünmemem gerek biliyorum. duydum ki sevgi diye bir şey varmış, ve bakkallarda ve tuhafiyecilerde bile satılmıyormuş. yazıya mahalleli karışıyor durun bir tuhaf oluyorum. bırakın ben kendimi övünmediğim halimle de seviyorum. son zamanlarda hayat herkese paylar kesiyor. ve aslında herkes kendini olmadığı bir şey sanıyor görüyorum. sonra hayattan bu kesin kesilen paylar, her zaman hep zaman ağzımızın payını veriyor. bak yine doğrudan söylüyorum hayat sensin sen hayat ve ne ediyorsan kendine. kedine değil kendine. suçu kedilere atsak da ben bazen bir kedi gibi ansızın susmak istiyorum. susuyorum da, yalanlara kana kana susuyorum. su gibi susuyorum. sular seller gibi susuyorum. suların ardında suspus duruyorum.
1c

Ekim 09, 2009

boş kağıda bakmak meditasyon gibi sanki. gerçi artık klavyeyle ekranımız, tuşlarımızla ağ tarayıcımız var. türkçe windows'umuz, yerli malı yurdun malı pimapen pencerelerimiz var. - bu giriş hiç iyiye alamet değil, bırakmalı bu beylik nanıma koşan beyhude lafları. hem sadede daha yolumuz uzun. kim bilir belki okuru hemen yolun başında sapa yollara sokmak gereklidir. okur dediğin saftır ne de olsa, sözcük sözcük takip eder seni istediğin uca. çekiştirirsin çekiştirirsin... evet sevgili yazar, aslında sen her yazında okuru çekiştirirsin. kendine değindiğini düşündürüp, seni okuyacak olanları hesaplayıp onları da kendini yargıladığın gibi yargılarsın. fikirlerini satmaya kalkarsın, dilin türlü oyunlarıyla cambazlık yaparsın. evet dil senin sirkin, sen de arkasındaki şarlatansın. fransız sözcükler bile çağırırsın sirkini zenginleştirmek için. bu saatten sonra bir sadede bile ne gerek var ki? varacağımız yer yine aynı aymazlık. hangi yazı hayatımızı değiştirebilecek kudrette, ve hangimizi? içimizi okşamaktan, zaten bildiklerimizi bize yeniden hatırlatmaktan başka bir işe yaradıkları yok. içinde barınanları bilenler okumaz ki zaten.

- sadede gelmeden ermeli saadete. yermeli dünyada gaye adına ne varsa. sermeli tüm hataları, hatta belki tadına bile bakmalı. ve sonunda, yakmalı ardına aklananı... -
1c

Ekim 04, 2009

yaraq kürək

-veya-

yayla havası


yazmasına yazarım bu yazın yaralarını
yazık, yasları da yarına kaldı
gökten yaşlı yağmurlar yağardı
ve yanılmam yanaklarım gözlerimden yaşlıydı
yavaştı yamacımdaki de
yan gözle bakmazdı yanındakine
adımları aylaktı nasıl olduysa yalana yanaştı
ne aldıysa alıştı
ne yaptıysa yapıştı

yamuk yumuktu sözleri
ve yakama da yakışmış gibiydi
yapay yaralar yasalara benziyordu
dışarıda
yakmalı
yasakları
yakmalı
yasamak mı yaşamak mı
şşşş sessiz ol yapma
belki aşka bir dünya mümkün

hem yazgınızı bozmak istemem
üzgünüm
azerice yaransın son sözüm :

"yaraqımız kürəkimizdir"

Çürümenin Blogu © 2008 Blog Design by Randomness