aşk yeniden icat edilmeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk yeniden icat edilmeli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3c

Ağustos 25, 2009

Kim bize iyi geliyor, kimin yanında huzura varıyoruz, bunu bile seçemiyoruz. bazı insanlar birbirlerine iyi geldiklerini bile anlamıyorlar. anlasalar bile boşuna! anladığı anda devreye giriyor korkular... kaybetme korkusu sahiplenmeyi doğuruyor, sahiplenme 'hak'kı ve hak saygısızlığı.

nasıl anlatmalı? sahiplenmenin, sahip olmanın bir sanrı olduğunu kafamıza nasıl sokmalı? kişiler yanyana geldiklerinde özleri onlardan bağımsız buluşur... bunu çok az kişi fark eder. sözcükleriyle mesafeyi çizmeden, yaptıklarıyla ayrılığa sebebiyet vermeden duramaz ama kişi. evet duramaz, yontulmamış kanıları, üzerinde durmadığı inançları vardır çünkü ve benliğini kimliğiyle karıştırıp yaşar gider öylece. böylece boşalır içi aşkların, sevgilerin içi çürümeye yüz tutar.
o halde nasıl açıklamalı o bağı? tek cümle yetmeli: "mutluyum senin yanında." ve bundan ötesi beklenmemeli...

1c

Temmuz 04, 2009

madem öyle, şöyle diyelim o zaman:

sevgi bağlılıktır, aşk bağımlılık.


o halde ders 1: bunu batıya nasıl anlatmalı? bu iki kavramı tek bir kelimeye sıkıştırmış olana bunu dolambaçlı yolla anlatabilsek de, onlar "love/amour/amor" dediklerinde biz ne anlamalıyız ?
0c

Haziran 27, 2009

Karanlık yazarlardan, düşünürlerden bir "iş işten geçmiş"lik kokusu yayılır. İnsan eğer selametinden bahseder bir hale gelmiş ise, ruhunu eğitmesi gereken dinler bile, sıkıştığı hayatın içinde onu öteki dünyalarla avutmaya çalışır. Bu bir gerilemeden, bir yoksunluğun, bir çaresizliğin geriliminden başka neyi gösterir? Algılayamadığı, dolayısıyla baş edemeği bir sonsuzluğa iman etmiş kişinin aklı sorgulanmaz da, sorgulamanın kendisi dört taraftan kelepçelenir ve sorguya çekilir. Çünkü her soru cevap ürettiği kadar soru da üretir ve her soru aynı zamanda bir dengenin bozuluşudur.

İş işten geçmiştir; insanın ihtiyacı olan peygamberler gelip göçmüştür bile, çünkü onlar her ne kadar karanlıktan seslenseler de, öğütledikleri selamet imansızlıktan, şüpheden geçtiği için, nihilist sıfatlara indirgenip yok sayılırlar. Halbuki bir şeye inanan insan, kendi inancı dışında her şeyi nihilistçe yıkmaya çalışan kişidir. Gerçek nihilistler bir şeye inananlardan çıkar. Hiçbir şeye inanmayan insanı ise verilen hiçbir cevap tatmin etmez. Onun için her cevap bir bahanedir çünkü ve o huzuru, hiçbir zaman kaçamadığı zihninin dışında, bir sorusuzlukta arar. Özlemini çektiği şey belki bir ana rahmidir, belki aşkın bir yaşam.

İnsanın yaşamı arzunun yaşamıdır. Kişiliği ve kimliği arzularıyla kafa kafaya gider. Ve insanın ürerken zevk alıyor olması, onun hayata bağımlı olduğunu kanıtlar sadece. O da, tıpkı bir bağımlının yaptığı gibi, etrafındaki her şeyi ve herkesi sömürür. Gösteri çağının zevk çığlıkları acının kesesini doldurur. Yaşam, 'çaba' geriliminde yaşanmaz. Yaşam onunla uyum içinde olmanızı bekler ve 'şimdi' dediğimiz şey bir gerilimin ortasında asla yeşermez. Bu gerilim sürekliliğini ölüm korkusuna borçludur; bir bağımlı nasıl bağımlı olduğu maddeyi kaybetmek istemez ve bunun için hiçbir çabadan sakınmazsa, insan da yaşamını kaybetmemek için elinden geleni yapar. Ve sevgi dedikleri şey bu olur işte; hayatı sevmek de ona yapışmak, ondan anlam dilemekle bir olur. Sevmek bir bağımlılıktır, o halde "sevgi yeniden icat edilmelidir" ve bir çocuktur bunu söyleyen.
Erdem, hayata sarılmakta değil, yaşamın yani ölümün (çünkü her zıt birbirinin aynıdır aslında) kucağına bırakmaktadır. İnsanın bunu yapabilmesinin tek yolu da, bir bütün olmasından geçer.

İş işten geçmiştir; insan paramparçadır artık. Ve parçalarını toplamaktansa, hızını zerre yavaşlatmadan, sonuna doğru koşar.

Ve eğer bu sözler de karanlıksa, bu yaydıkları ışıktandır sadece.

Çürümenin Blogu © 2008 Blog Design by Randomness