çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1c

Kasım 29, 2009

"Kendimizi lambalarla ve gürültüyle sersemletmek istiyoruz. Bütün kitaplarımız, bütün eylemlerimiz sadece günlerin çatırtısıyla dolu. Oysa bizi yöneten - içgüdüler, hayalgücü, rüyalar, tutkular, yaratıcı güç - kontrolsüz bir gölgenin içine dalıyor. Yakarıyoruz, ışık umuyoruz, halbuki tam zıt bir etkiyle, bizi dehşete düşüren bu karanlık adamakıllı besliyor bizi.

Ancak başka bir şey var. Böylesine korkunç bu gece, eğer onu kucaklarsak yararlı beliriyor, gözlerimiz açık, bakışımızın hakikati içinde."


Jean Tardieu, Obscurité du jour / Günün karanlığı

1c

Ağustos 21, 2009

"Ruhu benimkine benzeyen bir ruh arıyordum ama bulamıyordum. Arşınlıyordum her köşesini dünyanın; nafileydi inadım. Ancak yalnız da kalamazdım. Benliğimi onaylayacak biri lâzımdı; benimle aynı şeyleri düşünen biri. Sabahtı; güneş ufukta tüm ihtişamıyla beliriyordu; işte o sırada gözlerimin önünde, varlığı geçtiği yerlerde çiçek açtıran genç bir adam belirmişti. Yaklaştı ve elimi tutarak: “Sana doğru geldim, sen, beni arayan. Kutsayalım bu mutlu günü.”, ama ben: “Git; seni çağırmadım, ihtiyacım yok dostluğuna…” Akşamdı; gece, perçeminin karanlığını doğanın üstüne yaymaya başlamıştı. Hayal meyal seçebildiğim güzel bir kadın da büyülü tesirini üzerime yayıyordu ve acımı anlamışçasına bakıyordu bana; konuşmaya cesaret edemiyordu lakin. “Yaklaş bana ki göreyim yüzünün çizgilerini; çünkü yıldızların ışığı yeteri kadar güçlü değil onları bu uzaklıktan aydınlatmaya.” dedim. O da, gözleri önüne düşmüş, mütevazı bir yürüyüşle süzüldü çayırın otları arasından ve yanaştı bana. Onu görür görmez: “Görüyorum ki iyilik ve adalet kalbinde taht kurmuş: birlikte yaşayamayız. Sen şimdi, birden fazlasının başını döndürmüş güzelliğime hayransın; ama er ya da geç pişman olacaksın aşkını bana adadığına; ruhumu tanımıyorsun zira. Sana sadakatte kusur edeceğimden değil; bana kendini böylesi bir güven ve coşkuyla verene, ben de kendimi o denli çoşku ve güvenle veririm, ama şunu hiçbir zaman unutma ve sok kafana: kurtlar ve kuzular birbirlerine hiçbir zaman tatlı gözle bakmazlar.” "


Lautréamont, Les Chants de Maldoror / Maldoror'un Şarkıları

0c

Ağustos 12, 2009

"Kaybolmuş samimiyet...
Uykusuzluğumun şu başında yeniden düşününce, bu okuma ritüeli, her akşam, yatağının başucunda, o daha küçükken - aynı saat ve değişmez hareketler-, biraz duaya benzerdi. Günün şamatasından sonraki bu ani ateşkes, tüm olağanın dışındaki bu buluşmalar, hikayenin ilk kelimelerinden önce toplanan bu sessizlik anı, sesimiz sonunda kendine eş, geçişlerin ibadetimsi hali... Evet, her akşam okunan hikaye duanın en güzel işlevinin yerini dolduruyordu, en ilgisizi, en şatafatsızı, ve sadece insanlara özgü olanını: hakaretlerin/günahların affı. Hiçbir hatayı itiraf etmiyorduk, kendimize ebediyetten bir parça bahşetmeye çalışmıyorduk, bir birlik anıydı bu, ikimizin arasında, metnin aklanışı, değeri olan tek cennete dönüş: içtenlik. Farkında olmadan hikayenin işlevlerinden birini keşfediyorduk ve dahası genel olarak sanatın, yani insanların savaşına ara verme çabasının.
Sevgi yeni bir deri kazanıyordu.
Bedavaydı."

Daniel Pennac, Comme Un Roman / Roman Gibi
0c

Temmuz 13, 2009

"Yüce Rahibe'ye göre kıskançlık, arzu ve üreme iştahı aynı kökene sahiplerdir, yani varolma acısı. Bize geçici bir çare gibi ötekini aratan bu varolma acısıdır; bu durağı aşmalıyız, sadece varolmanın kendisinın kalıcı bir mutluluk fırsatı olduğu duruma ulaşmak için; temasın sadece özgürce izlenilen ve varlığı oluşturmayan bir oyun olduğu duruma. Tek kelimeyle kayıtsız olma özgürlüğüne ulaşmamız gereklidir, yani kusursuz huzurun tek koşuluna."


Michel Houellebecq, La Possibilité d'une Île / Bir Ada İhtimali
0c

Haziran 14, 2009

"Tabiatın formları insani formlardır. Beynimizde belirir üçgenler, örgüler ve dallar. Onları tanırız, onları takdir ederiz; onların ortasında yaşarız. Yaratılarımızın, insana anlamlı insani yaratılarımızın ortasında ölçümler yaparız; bu ölçümlerle uzay-mekanı yaratırız, araçlarımızla aramızdaki uzayı.

Bilgisi az insan, uzay-mekân fikriyle dehşete düşer; onu devasa, karanlık ve dışadönük hayal eder. Varlıkları en yalın şekliyle bir bilye gibi uzaya yayılmış, büzülmüş, üç boyutun ebedi varlığıyla ezilmiş hayal eder. Uzay fikriyle dehşete düşmüş insanlar da büzülürler; üşürler, korkarlar. En iyi ihtimalle uzayı katederler, uzayın ortasında birbirlerine üzüntüyle selam verirler. Halbuki bu uzay onların içindedir, akıllarının yaratısından başka bir şey değildir.

Bu korktukları uzay-mekânda, insanlar yaşamayı ve ölmeyi öğrenirler; akıllarının ortasında ayrılık, uzaklaşma ve acı belirir. Buna yapılacak yorum çok azdır: sevgili, sevdiğinin çağrısını duyar okyanusların ve dağların ötesinden; dağların ve okyanusların ötesinden, anne çocuğunun çağrısını duyar. Sevgi bağlar, üstelik sonsuza dek bağlar. İyiliğin eyleme dökümü bağlamaktır, kötülüğün ise ayırmak. Ayrılık kötülüğün diğer adıdır; aynı zamanda yalanın da diğer adı. Aslında sadece muhteşem, devasa ve karşılıklı bir örgü vardır."

Michel Houellebecq, Les particules élémentaires / Temel parçacıklar

0c

Haziran 12, 2009

"Bilim ve mantık uygarlığa rehberlik ettiği kadar ölüm kuvvetlerinin de hizmetindedir."

Edgar Morin, Le paradigme perdu: la nature humaine /Kaybolmuş paradigma: insan doğası
1c

Haziran 05, 2009

"Hiçbir zaman herhangi bir şeye gerçekten inanmadım. Bu çok önemli. Ciddiye aldığım hiçbir şey olmadı. Ciddiye aldığım tek şey, benim dünyayla olan çatışmamdı. Geri kalanı da benim için sadece birer bahaneydi."

Emil Cioran
0c

Mayıs 27, 2009

"Ölüm takıntısı olan taç takmış kafaları seviyorum. Konfor içinde doğmuş bir korku, güç tarafından genişletilmiş kaygı ve bollukla beslenmiş takıntılar ölüm üzerine düşünme işine çalkancalı bir zerafet, şatafatlı bir işkence bağışlar. Fakirler zenginlerin nefes alışı gibi ölür, öyle ki Sefalet ve Ölüm solmuş bir çiçek demetinin iki çiçeğine benzerler. II. Filip ve Adil Şarlken hakimiyet ve güçlerinin ve ölümün üzerine düşünmek için geriye çekilmemişler midir? Onlar düşünceyle ölüme hükmetmek ve onun üstüne yükselerek de güçten bir ilüzyon yaratmamak istediler. Ama sonunda ölümü keşfetmenin hiç'in efendisi kılamayacağını anladılar. Ölümü keşfeden dilenciye eşittir; dilenci ölümün ona hiçbir şey keşfettirmeyeceğiyle diğer insanlardan ayrılır çünkü o ölümle örtünmüştür.
Ölüm döşeğinde tahtının varisi oğlunu çağırıp ona "Her şeyin nerede sona erdiğini bilesin diye seni keşiflere gönderdim" diyen II. Filip, ya da sonla samimiyeti korkusunu azaltsın diye ölmeden epey önce organize edilmiş cenazesine katılan Şarlken -- korkunun imparatorluğu altında kendi imparatorluklarının dilencilerine dönüşmezler mi?

(...)

Ülkeler ve denizler bana dünyayı keşfettirdiler. Ama kalbim boş...

Kadın hiçbir masumluğu, hayat da hiçbir zihin açıklığını affetmez.

Düşünce bir meleğin gözyaşı veya bir zehir damlası gibi keskin olmalı.

Beni zamandan çıkaran bir an yok, onu kendimle doldurmazsam. Hamur olarak sadece kendimi alarak sonsuza dek dolanacağım başka dünyaların kıyılarında."

Emil Cioran, Le Livre des leurres / Yanılsamalar Kitabı

Çürümenin Blogu © 2008 Blog Design by Randomness